Stratejiden İcraya: Küçük ama Büyük Adımlar

Ebru Erten Koç Ebru Erten Koç


İş dünyası olarak,
“normalleşme” adımlarının atıldığı bu günlerde içinde bulunduğumuz durumu anlamaya, analiz etmeye; bu duruma adapte olmaya ve tabir yerindeyse etkin bir şekilde direnerek ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda, bildiğiniz gibi, son haftalarda yazılarımızı tamamıyla bu konuya yönelik hazırladık.

Son olarak, adına “yeni normal” denilen duruma en iyi cevabı verebilmek için kurumlar olarak 3 temel stratejiye odaklanılması gerektiğinden bahsettik:

1- Kaybedilen Gelirlerin Geri Kazanılması
2- Teknoloji ve Dijitalizasyon
3- Yönetim Kültürü ve Çalışanlara Yaklaşımın Revize Edilmesi

Ancak, kâğıt üzerinde çok anlamlı veya akılcı görünen düzinelerce öneri ve karar varken, uygulamalara bakıldığında daha dar bir alana sıkışıp kalındığını görüyoruz. Alınan birçok kararın icra edilememesi; uygulanamaması örneklerini şu son dönemde çok daha yoğun bir şekilde tecrübe ediyoruz.

Stratejilerin uygulamaya geçirilmesi, iş dünyasında genel bir sorun olmakla beraber, özellikle belirsizliğin hâkim olduğu bu dönemde çok daha dikkat çekici bir durum ortaya çıkmış oldu. Bilinmezlik ve belirsizlik karşısında adeta durmak, donmak ve beklemek eğilimi arttı ne yazık ki. Birkaç haftadır altını çizdiğimiz üzere bilinmezlik ve belirsizliğin beklenen sonuçlarından birisi bu. Ancak, mevcut durumu kabullenip harekete geçmek isteyen yapılarda dahi uygulama ve icranın halen zayıf olduğunu gördüğümüz için bu konuya dikkat çekmek istedik.

“Belirsizlik”, tabiatı gereği “kaygı” ve “endişe”yi de beraberinde getiren bir durum. Bu kaygı ve endişe, harekete geçmenin önündeki en büyük engel. Hata yapmama arzusu, beraberinde hiçbir şey yapmama ve bekleme eğilimini getiriyor. Diğer yanda, içinde bulunduğumuz rekabet ortamı da bir şeyleri hatasız yapma isteğimizin önceki dönemlere göre artmasına neden olmuş durumda. Araştırmalar, çaresizce mükemmeli arayan çalışanların sayısının gün geçtikçe daha da arttığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla çağın getirdiği mükemmeliyetçilik eğilimi de bizi zorlayan unsurlar arasında.

Oysa, iş dünyasının şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey eylem! Zorunlu olarak durmuş olmanın yaralarını harekete geçmeden saramayacağımız ortada. Tam da stratejilerimizi gözden geçirdiğimiz bu günlerde, stratejilerimizin uygulamaya geçtiğinden de emin olmamız ve buna ortam hazırlamamız gerekiyor.

Öyle bir dönem ki bu; mükemmelin veya en harikulade olanın peşinde olmamalıyız. Bu bizi ancak yavaşlatan bir şey olur. Öyle bir dönem ki bu; tam olmasa da hatasız olmasa da, en iyisi olmasa da harekete geçmeliyiz. Uygulama, deneme, hızlı karar verme, esneklik en çok ihtiyaç duyacağımız beceriler artık. Ve hayatta kalanlar uygulama cesareti gösterenler olacak.

Hatasızlık, kusursuzluk eğilimini bir kenara bırakıp harekete geçerken aklımızda bulundurmamız gereken birkaç konuyu “düşünme ödevi” olarak alalım isterseniz;

Hata yapmak zayıflık değildir. Hatalı, kusurlu görünmekten endişelenmeyi derhal terk etmemiz gerekiyor. Günümüzde asıl zayıflık hiçbir şey yapmamak ve harekete geçememek.

En iyi ve en hatasız olmaktan daha sağlıklı hedefler de vardır. Doğru hedefler koymadan başarının elde edilemeyeceği konusunda düzinelerce araştırma sonucu var. O yüzden en iyi, en mükemmel olmak gibi bir hedefin gerçekçi olmadığını aslında hepimiz biliyoruz artık. En iyi olmaktan ziyade iyi olmaya gayret etmek gerek.

Bir işi tamamlamak mükemmeli aramaktan daha tatmin edicidir. Mükemmeli veya hatasız olanı ararken kaybettiğimiz zaman ve bununla birlikte içinde devinip durduğumuz kaygı ve endişe kısır döngüsünün bizi ne kadar yorduğunu hatırlayalım yeri gelmişken. Oysa, öyle ya da böyle harekete geçip planladığımız şeyleri tamamlamış olmak çok daha tatmin edici ve iç motivasyonumuzu çok daha fazla oranda besleyen bir durum. Uygulama ve icranın yoğun olduğu her ortamda daha iddialı ve olumlu sonuçlar alındığını görürüz bu nedenle. 

Paylaşın

Mail ile Paylaşın
+90 212 202 9434 [email protected]
Vişnezade Mah. Süleyman Seba Cad. No:79/4 Maçka, İstanbul
Designneuro