İş Yerinde Ayrımcılık-2

Ebru Erten Koç Ebru Erten Koç

İş yerinde ayrımcılık konusundaki yazı dizimizi bugün Cinsiyet Ayrımcılığından başlayarak detaylandırmak istiyoruz.

 

Cinsiyet Ayrımcılığı deyince aklımıza gelen ilk konu başlığı kadınların iş dünyasındaki yeri gibi görünse de her tür cinsiyet ayrımcılığını her alanda görebileceğimizi belirtmek gerekir.

 

‘Kadın’ konusu 20. yüzyılın başlarından itibaren ele alınan konular arasında elbette ki. 2. Dünya savaşı sonrasında iş yaşantısına katılan kadınların aynı işleri erkeklerden daha düşük ücretlerle yapmak zorunda kaldıklarını ve halen batılı iş dünyası da dahil olmak üzere bu sorunun üstesinden gelinemediğini biliyoruz. OECD ülkelerindeki cinsiyete dayalı ortalama ücret eşitsizliği ne yazık ki halen %15 seviyesinde. Bunun yanında yönetim kademelerine yerleştirilen kadınların sayısının da son derece adaletsiz bir şekilde dağıldığını hatırlatmamız gerekir. Ülkemiz, Dünya Ekonomik Forumu Raporu’na göre cinsiyet eşitliğinde 145 ülke arasında 130. sırada (2015). Yapılan araştırmalar, kilit yönetim kademelerinde kadın sayısındaki artışın şirketlerin kârlılığına olumlu etkisini defalarca ortaya koymuş olsa da hâlâ en temel sorun olan ‘kadınların iş gücüne katılımı’ konusunu tartışmaya devam ediyoruz. 

 

Konunun tarihçesine bakıldığında, eşitlikçi olmayan bu yaklaşım kadına ve erkeğe biçilen rollerle ilgili aslında. Bir klişe olarak, erkeğin rolünün avlanmak ve ailesine yiyecek temin etmek, kadının rolünün ise evini/yuvasını ve çocuklarını korumak olduğu varsayımı ile cinsiyetler bazındaki temel inançlar yüzyıllardır katlanarak yerleşmiş durumda. Oysaki tarih, anaerkil toplumların gücüne defalarca tanıklık etmiş durumda.

 

Günümüze gelecek olursak bugün hâlâ, yeni evlenmiş ve henüz anne olmamış bir kadını işe alırken, erkek işi olarak görülen görev ve sorumluluklar için kadın istihdam ederken, kilit yöneticilik pozisyonlarına kadınları yerleştirirken asil ruhlu bahanelerimizle ayrımcılık yapmaya devam ediyoruz. Üniversitelerden mezun olan kadın mühendislerin sayısı erkek mühendislerin sayısını geçmiş de olsa, üretim yapılan ortamlarda erkek istihdamı halen ezici bir ağırlık gösteriyor. En basitinden, şoförlük, makinistlik, pilotluk, elektrikçilik gibi nedensizce erkek mesleği olduğunda ısrar edilen birçok alanda kadınlara da yer açmak için sürekli mücadele etmek gerekiyor. Oysa bu ve benzeri işleri büyük ustalıkla yapan kadın örneklerini yok saymamak gerekiyor.

 

Diğer yanda kadın mesleği olarak görülen işleri icra eden erkekler için de aynı durumun geçerli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bir hastanede “hemşireniz benim” diyen erkekleri hayretle karşılayan, çocuk bakıcısı veya temizlik görevlisi olarak mutlaka kadınları tercih eden, sekreterlik veya yönetici asistanlığı gibi işleri daha çok kadınlara yakıştıran bir toplumuz.

 

Bu ve benzeri örneklerin ötesinde tüm meslek gruplarında farklı cinsel yönelimleri olanlara yapılan bilinçli ve bilinçsiz ayrımcılık da bir insanlık ayıbı olarak önümüzde duruyor. İşte bunların tümü cinsiyet ayrımcılığı kategorisinde belki de kendimize hiç yakıştırmadığımız ama içinde bulunduğumuz iş yaşantısının düşüncesiz alışkanlıkları oranında her birimizin parçası olduğu sorunlar.

 

Buradaki en temel sorun, insanları beceri ve yetkinlikleri ile değerlendirmek yerine deneyimsel ve sezgisel bir şekilde değerlendiriyor olmamız. Kurumsallaşmanın ilk adımıdır oysa çalışanların beceri ve yetkinlikleri ile değerlendirilmesi. Hangi meslek grubunda olursa olsun çalışanların cinsiyet çeşitliliğinin yaratıcılığa ve daha kaliteli iş çıktılarına destek olduğu bilinen ama dikkate alınmayan bir gerçek.

 

Yeri gelmişken yetkinliğin tanımını hatırlatmak isteriz:

 

“Yetkinlik, bir işin, yüksek performansla yapılmasını sağlayacak bilgi, beceri ve kişilik özelliklerinin tümüne verilen addır”.

 

Peki bunun cinsiyetle gerçekten bir ilgisi var mı dersiniz?

Paylaşın

Mail ile Paylaşın
+90 212 202 9434 [email protected]
Vişnezade Mah. Süleyman Seba Cad. No:79 Maçka, İstanbul
Designneuro