Duydun Mu, Bizim Şirket Yine Zarar Etmiş?

Ebru Erten Koç Ebru Erten Koç

“Bu yılı zararla kapattık” dedi Mustafa. Genel müdürlüğünü yaptığı şirkette 5. yılıydı ve işler pek de iyi gitmiyordu. Piyasa koşullarının çok zorlayıcı olduğu bir dönemdi ve stratejik karar hataları nedeniyle ortaya çıkan sonucu toparlamaya çalışıyordu. Bugün, şirketi nasıl tekrar karlı hale getireceğini ekibiyle birlikte düşünüp bulması gerekiyordu. Kendisine bağlı 4 genel müdür yardımcısının yüzlerine baktığında yapayalnız hissetti kendisini. Kimisi “biz hedefimizi tutturduk” diyerek çıktı işin içinden, kimisi yaşadıkları iş ortakları kaynaklı sorunları öne sürerek durumu açıklamaya çalıştı, kimisi hiç yorum yapmadan bu gergin konunun bir an önce kapanmasını beklercesine etrafına baktı.

Yönetim seviyesinde bunlar yaşanırken, bu yöneticilere bağlı olan geniş ekiplerde de durum farklı değildi aslında. Zarar etmiş olmak ekiplerde hiç kimsenin sorumluluğu değildi onlara sorsanız. Hatta “yönetim hataları yüzünden böyle oldu” kabulü ile karşılıyordu herkes bu sonucu.

Belki tanıdık gelmiştir Mustafa’nın durumu size de. “Yönetim” adı verilen sihirli elin her şeyin tek sorumlusu olduğu bir iş dünyasının içindeyiz. Elbette ki yönetim stratejilerini belirleyen kişiler olarak en büyük payın sahibidir yönetim ekipleri, ancak stratejilerin icrası tepeden tırnağa tüm şirketin sorumluluğudur ve dolayısıyla sonuçlardan tepeden tırnağa herkes sorumludur.

İş sonuçlarına duyarsız kalmak ya da sonuçlardan kendini doğrudan sorumlu hissetmemek sorunu ile başa çıkmak adına sergilenen katılımcı yönetim uygulamalarına rağmen ne yazık ki çok da kolay değildir bu sorunun üstesinden gelmek.

Peki nedir bu “sonuçlara duyarsız kalma” denilen şey? Neden ortaya çıkar?

Öncelikle, görev ve pozisyonumuz ne olursa olsun, işin bütününe olan katkımızın farkında değilsek, bulunduğumuz yeri bir bakıma küçük görüyoruz demektir. Oysa, bir organizasyondaki tüm pozisyonlar, hangi seviyede olursa olsun başarılı iş sonuçlarını hedefleyerek oluşturulmuştur ve tüm pozisyonlar bir araya gelince ideal sonuçlara ulaşmak mümkün olur. O halde, “benim ne etkim olabilir ki?” demeyi bir an önce bırakıp “ne yapsam acaba?” diye düşünmek gerektiğinin altını çizmiş olalım.

İkinci olarak, düşünce ve görüşlerini yeterince ifade edememiş olan ve bu nedenle iş yapış şekliyle ilgili söz sahibi olmadığını düşünen birçok kişi olduğunu görürüz. Şirket kültürünün, çalışanların görüşlerini dikkate alan bir yapıda olup olmamasından bağımsız olarak kendimizi ifade etmek ve iş yapış şekline katkı sağlamak için ne kadar çaba sarf ettiğimizi gözden geçirmemiz gerekir bu durumda. Hem kendimizi ortaya koymamak hem de doğru olmadığını düşündüğümüz iş yapış şekline dair olumlu sonuçlar beklemek; piyango bileti almadan ikramiye çıkmasını bekleme hayaline benzer bir anlamda.

Son olarak, “şirket” veya “yönetim” diye adlandırarak tüm sorumlulukları atfettiğimiz soyut unsurun aslında bireylerden oluştuğunu ve sihirli güçleri olan farklı bir varlık olmadığını anlamamız gerekiyor. Şirket veya yönetim dediğimiz şeyin aslında bizler olduğunu, her birimiz olduğunu anlama ve kabul etme olgunluğu göstermeden şikâyet ettiğimiz sürece birçok şeyin üstesinden gelme şansı bulamayacağız. “Benimle alakası yok” dediğimiz her bir iş sonucunun mimarlarından biri olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor.

Çünkü, iş yaşantısında yetişkin bireyler olmayı öğrenip sahip olduğumuz pozisyonun değerini ve iş sonuçlarına etkisini doğru analiz etmeden ve iş sonuçlarına etkimiz konusunda sorumluluk almadan beklediğimiz o harika iş sonuçları ve başarılarla dolu kariyer fırsatları hiçbir zaman ortaya çıkmayacak.

Paylaşın

Mail ile Paylaşın
+90 212 202 9434 [email protected]
Vişnezade Mah. Süleyman Seba Cad. No:79/4 Maçka, İstanbul
Designneuro